Sağlık Sistemi Karşısında Aciz Kalmak
Yaklaşık 9 aydır baş belası bir hastalıkla uğraşıyorum. Çoğu kişinin bildiği ancak yaşamadan anlaşılmayacak bir hastalık bu. Adı astım.
Çocukluk yaşlarımda özellikle bahar dönemlerinde yoğun alerjik rahatsızlıklar ve alerjik astım semptomları yaşardım, ergenlikten sonra bunlar oldukça azalmıştı, hapşurma, damak ve göz kaşıntısı ile o dönemi atlatır hale gemiştim ancak aradan geçen onca yıl sonunda ilk defa geçen senenin bahar aylarında astım beni yine buldu.
Öncelikle çok ağır alerjik rinit sonrasında ise göğüsten gelen ıslık sesi, hırıltı ve yoğun öksürükle göğüs doktoruna gittim. Hem bulgularım, hem genetik hikayem alerjik astıma işaret ediyordu, tedavi başladı.
Aradan geçen şu süre içinde, kullandığım onlarca farklı ilaca rağmen, kimi zaman iyi olsam da balgam, nefes darlığı, göğüste yanma şikayetim hiç geçmedi ve geçen günlerde hiç yaşamadağım derecede ciğerimin yanması ve ertesi gün 3-4 kez kanlı balgam çıkarmam sonucunda Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahi Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘ne gittim.
Orada bulunan insanların yaşadağı sefalet ve fakirlik insana kendi acısını unutturacak şeylerdi, oradaki insanlardan ayrıca etkilendim ancak bu şu an konumuz değil.
182 merkezi randevu servisinden randevu aldığım için tam saatinde beni içeri aldılar, olan biten ne varsa doktora anlattım, test sonuçlarını gösterdim, şimdiye kadar kullandığım ilaçlar falan derken bana alerji testi ve bronş provakasyon testi olmadan hiçbir şey yapamayacağını söyledi. Peki olalım falan derken bana bronş provakasyon testi için 2-3 ay; alerji testleri içinse 3 aydan sonra sıranın geleceğini söyledi. Ben de parasını verir gider özelde yaptırırım dedim. “Aman ha!” dedi. Meğerse özel hastahanelerde bronş provakasyon testi yapılırken hastanın solunumu durdğunda yeterli müdahale yapılamayacağı için onlar testi tamamlamıyorlarmış, hatta meslek hastalıkları hastahanesi bile bazı kritik hastalar için sanatoryuma hasta nakil ettiriyorlarmış.
Kanlı balgam falan derken sağolsun doktor hanım araya girdi, bronş provakasyon testi için 27 mayıs, alerji içinse 11 nisan gününe randevu alınabildi, bugün 17 ocak… Yakın olan test için arada 1 aydan fazla süre var. Beni gittikçe zorlayan bir hastalıkla başbaşa kalmış bulunuyorum ve paramla olsa bile bu testi YAPTIRAMIYORUM!
Sağlık sistemi karşısında acizim.
Üniversite hastahaneleri de var diyenler çıkabilir ancak orada durum çok çok çok daha berbat. Üniversite hastahanelerinde doktordan randevu almak için sadece pzartesi günü sabah 07:00-08:30 arasında gidip kapıya sıra almak gerekiyor. Ne için? 3-4 ay sonrasına doktordan randevu alabilmek için. Üstelik bugün sıramın gelmesini beklerken, Hacettepe Üniversitesi’nden saat 7′de sıra alamayıp sanatoryuma gelen biriyle konuştum.
-”İyi de doktor hanım ben bu süre içinde bir daha kanlı balgam çıkartmaya başlarsam ..?”
-”Her ne yapıyorsan bırak ve bir acil servise koş.“
Lubuntu Sana Sığındım!
Neredeyse her keşif ya kazara ya da zorunluluktan olmuştur, benim Lubuntu maceram da böyle başladı.
Ubuntu üzerinde Gnome 3 kullanmaktaydım, açıkçası çok güzel bir görsellik yakalamıştım ancak bir yandan da kaynak tüketimine üzülüyordum, sanal olsa bile bir şeyleri israf etmeyi seven biri değilimdir. Bunun için arada openbox sistemlerini inceliyordum ancak uğraşmak da istemiyordum, gerçekten zaman açısından çok fakir bir dönemden geçiyorum.
Zaman kazanmak adına gdm ekranındaki şifre sorma kısmını kaldırdım ve ertesi gün bilgisayarımı açmaya çalıştığımda masaüstüne ulaşamadığımı farkettim, gdm’ı yeniden yüklemeyi, startx komutunu ve en sonunda da ubuntu masaüstünü silip tekrar yüklemeyi denedim ancak olmadı, reinstall ya da purge tipi komutlar silme işlemini tam yapamadığı için açılışta yine tıkanıp kalıyordum. Sonra düşününce aklıma geldi, benim için bir başka zararlı komut daha vardı, istemediğim herşeyi silen türden bir komut;
sudo apt-get autoremove
Bu komutla yaklaşık 265 mb tutarında bir kaldırma işlemi gerçekleşti ve sonrasında Ubuntu masaüstünü yüklemeye çalıştığımda yine siyah ekranda kaldım ancak root olarak masaüstüne ulaşabildim.
Burada beni garip ve ıssız bir manzara karşıladı, tarayıcımın yer imlerine kadar sistem içinde ve masaüstünde ne varsa gitmişti… Ve ben yaptığım/yapmakta olan çevirileri kolay erişmek için masaüstünde tutuyordum…
Sinirle kapatıp Window’u açtım, işime gücüme başladım ama yaşadığım şey bana öyle dokunuyordu ki arada durup durup Ubuntu üzerinde bir şeyler deniyordum. Ve root olarak erişebilmenin dışında hiçbir başarı elde edemiyordum.
İş artık rüyama girecek kadar çok dokunmaya başlamıştı, bu sıkışıklığın arasında Ubuntu’yu formatlamaya karar verdim ancak Gnome kullanmak istemiyordum. Sonra aklıma zaten çökmüş bir sistemde Openbox denemek geldi, kaybedek ne vardı?
Zaman
Openbox’ın benim için fazla uğraştırıcı olduğunu anlayınca bir autoremove komutundan sonra bu mübarek kodları siyah ekrana girdim;
sudo apt-get install lubuntu-desktop
Çok da uzun sürmeyen bir süreden sonra karşılama ekranını LXDE olarak seçerek yüklemeyi bitirdim ve sistemi yeniden başlattım, açıkçası ben bir sonuç beklemiyordum ancak harika bir sistemle karşılaştım!
Daha karşılama ekranında bile onlarca özellik bulunuyor, Openbox seçiminden netbook için olanına, Gnome’dan XFCE‘ e bir sürü masaüstü yöneticisi seçilebiliyor. Ancak beni asıl şaşırtan Lubuntu ortamında kaybettiğimi düşündüğüm tüm bilgilerin sapasağlam durduğunu görmek oldu! Opera’da açıp da öylece bıraktığım link bile orada duruyordu!
Benim ölü olarak düşünüp de deneme amaçlı yaptığım kurulum, gittiğini düşündüğüm herşeyi kurtarmıştı! İlk olarak hemen masaüstünde bulunan herşeyi diğer disketime taşıdım. Sonra da Lubuntu’yu keşfe başladım. Şimdiye kadarki süreci incelemek gerekirse;
Dezavantajlar:
- Unity ve Gnome 3′te alıştığım arama satırı yoktu. Üstelik menü çubuğu Ubuntu 10.04′ten bile daha dar. Bu beni hala biraz zorluyor, üstelik bazı menülerin isimleri değişik, bulana kadar akla karayı seçiyorum.
- Gnome tabanlı kodların hiçbiri çalışmıyor, bunların Openbox için olanını bulmak zorunda kalıyorum.
- PCMan File Manager tam bir gerizekalı. Özellikle masaüstündeki simgeleri kopyalarken bir anda oldukça fazla çalışıp işlemciden %99 ram tüketmeye başlıyor ve bilgisayar donuyor, sanırım benim masaüstü adlandırmalarımdan etkilenerek bu hataya düşüyor.
- Resimleri açtığım ekrandan o resimleri masaüstü yapamıyorum, sanırım başka bir resim gösterici ile aşılabilir.
- Pil simgesinden uyku modunu bulamadım, sistemde bu Askıya al şeklinde bulunuyormuş.
- Başlangıç uygulamalarını bulamadım, onun yerine Tercihler>Masaüstü Oturumu Ayarları diye bir sekme var, onunla idare ediyorum.
- Görüntü kalitesini iyileştirmek için uğraşmak durumunda kaldım, özellikle tema ve görüntü özelliklerini alışkın olmadığım başlıklardan değiştirmek zor geldi. Açıklamak gerekirse;
- İlk olarak harfleri düzeltmek istedim, bunun için masaüstüne sağ tık yaparak ulaşılabilecek “Masaüstü Seçenekleri”nden ve Tercihler>Openbox Configration Manager>Görünüm sekmesinden harf tiplerini Ubuntu yaptım.
- Yazılım merkezinden AWN dockbar kurdum. Birkaç işlevsel uygulama ekledim.
- Menü çubuğunu şeffaf yaptım. Ama Operayı açtığımda sistem tepsisi sola çekiyor.
- Bunun dışında masaüstü efektlerini etkinleştireceğim başlığı hala bulabilmiş değilim, sanırım compiz yüklemem gerekecek.
Avantajlar:
- Sistemi bu derece özelleştirebilmek ve bunun verdiği özgürlük duygusu bir süre sonra iyice oturdu ve hoşuma gidiyor.
- Gerekli düzenlemeleri yaptıktan sonra oldukça şirin bir sistem elde etmiş oldum ve compiz yüklememe gerek bile kalmadı.
- Sistem oldukça hafif, sadece tarayıcılar çift haneli tüketim oranlarına ulaşıyor.
Bu tatlı ve işlemci dostu sistemi en azından bir kere denemenizi öneriyorum, sorun yaşarsanız yardımcı olmaya çalışırım.





Son Yorumlar