Provokatör Abla
-”Nefes… Nefes alamıyorum!“
Işıklar kapalı, hafif bir aydınlatma mekana loşluk sağlıyor, az sonra olacakları biliyorum, kendimi ona hazırlıyorum ve tak yanımdaki boş olan koltuğa bunu fısıldayarak bir adam düşüyor.
Kafamı çevirmeden adamın kolunu tutuyorum, nefesimi bırakırken onun da duyabileceği şekilde sakin olmasını fısıldıyorum, adam kafasını bana çeviriyor, kafamı yavaşça çevirip hiçbir şey ifade etmeyen gözlerimi adamın gözlerine dikiyorum, suratında korku var; gözlerimde belki de var olan tek şey sadece sükunet, adam nefesini bırakıp derin bir nefes alıyor, kambur sırtı düzelmeye başlamışken hostes yanımıza ulaşıyor.
Uçaktayım. Saat 17:25.
Bayram tatilini ailemle geçirmek için bayramdan bir ay önce bilet aldım, uzun süredir onları görmüyordum, uçağın kalkış saati olarak 18:10 verilmişti, ben havaalanına 17:03′ te vardım, doğrulama işlemi sırasında uçağın kalkış saatinin 17:25 olarak değiştirildiğini söylediler, sözüm ona mesaj atmışlar, değişiklikten haberim olmadan erken gelmişim.
Uçağa biniş kapısına vardığımda insanların alınmaya başladığını görüyorum, hayatımda ilk defa uçağa beklemeden bindiğimi farkediyorum, hayra alamet değil.
17:10 civarı yerime oturuyorum, son binenlerdenim ve uçağın özellikle arka kısımında yarısı boş, benim de sağ yanımdaki koltuk boş, bunun bana ulaşmayan bildirimle alakalı olduğu çok açık, zira bayram ağzı, üç gün sonrasında bile boş tek yer yok!
Hayatımda gördüğüm en kötü bilgilendirme sunumlarından birini izliyorum, hosteslerin birbirinden haberleri yok, kendi kafalarına göre bir sunum yapıyorlar, sunumun İngilizce tekrarındaki başarısız anlatım inanılmaz boyutlarda, konuşan hostes bir ara kelimeyi Türkçe söylüyor…
Sunumlar bitiyor, hostesler oturuyor yerlerine küçük bir tıkırtı sonrasında uçak park yerinden pist başına çekiliyor.
Bu çekilme sırasında çekici aracın motor sesi de geliyor, ara ara insanlar birbirine bakıyor, çekici aracın motor sesini uçaktan geliyor sanıyorlar, biliyorum, korkuyorlar.
Pist başına ulaşıyoruz, çekici araç alttan çıkıyor, uçağın ışıkları sönüyor, kalkış ışıkları loş bir ortam yaratıyor ve yanıma nefes alamayan o adam düşüyor, o kısa etkileşim anında sakinleşir gibi oluyor, hosteslerin ona koşmasıyla yine heyecanlanıyor, onu yanımdan alıp arka tarafa alelacele götürmeye başlıyorlar, arkasından birkaç yolcu kalkıyor, hostesler yolcuları gelmemeleri konusunda uyarıyor, dinleyen kim?
Merak bastırılamıyor, hostesler gittikçe artan meraklı kalabalığı durdurmak için bağırmaya başlıyor, son noktada hostes haykırınca kalabalık geri dönüp yerine oturuyor, o sırada küçük bir an dönüp yolcunun durumuna bakıyorum, kamburu çıkmış, kollarını karnına dolamış, yere kapaklanmak üzereymiş gibi duruyor.
Hostesler arka kısıma varınca perdeyi kapatıyorlar, hosteslerden bir tanesi kafasını uzatıp aramızda doktor olup olmadığını soruyor, yolculardan biri oraya ilerliyor, perdenin arkasına geçiyor, biraz orada kaldıktan sonra uçağın ön kısmında bulunan oksijen tüpünü almak için çıkıyor,bu sırada soranlara yolcunun panik atak olduğunu söylüyor, tüpü alıyor o geri dönerken beklenmedik bir şey oluyor;
Uçak pistte kalkış için yavaş yavaş ilerlerken rahatsızlanan yolcu ya da hosteslerden biri arka kapıyı açıyor! Uçak uçuş durumunda olduğu için uçağın acil durum kaçış hava yastıkları açılıyor! Pistin ortasında kalakalıyoruz…
İnanılmaz bir olay, uçak denize çakılmıyor, karaya acil durum inişi yapmıyor, ortada ciddi hiç bir durum yok, pistin ortasında hava yastıklarımız açılmış şekilde bekliyoruz.
=)
Pilot kokpitten çıkıyor, uçağın perde ile kapatılmış arka kısmına ulaşıyor, aradan 20 dakika geçmişken elinde peçeteler yumağı ile kokpite doğru yol alıyor, peçeteler kanlı durumda, yolcunun mu kaptanın mı kanı anlayamıyorum, zaten geç kaldığımızı anladığım için pek de umurumda olmuyor, işin aslını sonra öğreniyoruz, yolcuyu gelen ambulansa indirdikten sonra pilot kapıyı kapatırken elini yarmış.
=)
Kaptan önce kokpite giriyor, sonra merak içinde olan bizlere bir anons geçiyor, uçağın kaçış yastıkları açıldığı için teknik ekip gelecekmiş, yastıklar yerine takılıp onay alındıktan sonra gidiceğiz diyor, sonra da gelen ambulansa kimseye bir şey söylemeden binip gidiyor.
=)
Hosteslerin gülümseyen plastik suratları kaptan çekip gittikten sonra çok kısa bir süre insanları sakin tutabiliyor; panik ve kaos anlarında insanların asıl karakterleri ortaya çıkar, nezaket kuralları, uçuş protokolleri gibi karakterlerimizi bastıran düzenlemeler olmadığı için kimileri anında sivrilmeye başlar.
Bizde ilk sivrilen provokatör teyze oldu, yaklaşık 40-45 yaşları arasında, öğretmen, tahminen sınıf öğretmeni olan bu gacı kaptan gittikten kısa bir süre sonra ortaya çıktı, ilk garip isteği uçaktan inmek oldu, isteği pistin ortasında olduğumuz gerekçesi ile reddedilince çıngar çıkardı, yağlı, iğrenç, boyalı sarı saçları vardı, konuştukça dağılıdığına şahit olduğum ilk saç tipidir, gittikçe dağılan saçları ona daha bıkkın bir hava katıyordu, bu hava ile kalabalığı arkasına almaya daha ilk dakikalarda başlayan abla genetik olarak provokatörlüğe yatkın olduğuna inandığım insanlardan biridir. Provokatör ablanın bu yatkınlığına ve yeteneğine karşı koyamayan bir abi ve onun karısı bir abla daha ilk çıngarda provokatör ablanın yakın korumalık görevini üstlendiler.
Uçaktan provokatör ablanın tüm zırıltıları arasında iniyoruz, 2 otobüs, 1 dolmuş bizi almaya gelmiş, gecenin soğuğunda provokatör ablanın binmediği bir otobüse kendimi atıyorum, havaalanı binasına varmamız tam 12 dakika alıyor, binanın transit yolcular kısmına alınıyoruz, başta provakatör abla olmak üzere kalabalık yetkili olduğuna inandığı herkesin başına üşüşüyor. Provokatör abla bir ara başka bir uçağa gitmekte olan başka bir firmanın pilotunu bizim pilotumuz sanarak saldırıda bile bulunuyor! Kalabalık hemen linç girişimine başlıyor, adamcağızı biz diğer yolcular zor kurtarıyoruz, provokatör beni gözüne kestiriyor ve ilk göz dağını veriyor;
-”Burada bulunan HİÇ KİMSE indiğimiz uçağa binmeyecek!“
Kalabalıktan onaylama nidası yükseliyor, hep bir ağızdan evet, binmeyeceğiz, kesinlikle gibi kelimeler söyleniyor, bir uğultu ortamı dolduruyor, insanlar konuşan kimse onu takip etme eğilimindeler, kendileri yerine birinin karar vermiş olması onlar için büyük bir rahatlama ve mutluluk…
Hemen karşı çıkıyorum, benim yerime karar vermenin ona düşmediğini HERKESİN duyabileceği şekilde haykırıyorum, korumalığını üstlenen abi sağ elinde bulunan Marlboro paketini, telefonunu ve cüzdanını sol eline alıp sağ işaret parmağıyla beni göstererek uyarıyor, ona da aynı şeyi tekrarlıyorum, sahibinden ikinci bir komut almadığı için biraz bakış atıp pısıyor, provokatör abla maiyetini de alarak havaalanında yetkili avına çıkıyor, zira firmadan kimse bize bir açıklama yapmadı daha.
Provokatör abla gittikten sonra sözcü statüsünde bir ezik topallayarak ve aslında hiç kullanmadığı bastonuyla gelip durumu anlatıyor; hava yastığı açıldı… teknik ekip uçağa girdi… yapacaklar… aynı uçakla gideceksiniz…
Saat 19:20
Arada provokatör abla uğrayıp kalabalığı tekrar tahrik edip avına devam ediyor, o sarı iğrenç saçları dağınıklığın son noktasında, son seviyede bıkkın bir demokrat o… Haksızlığa uğramışlığın, hakkını arayanın, bıkkınlığın, demokratlığın yağlı sarı saçlı ikonu o…
Arada rastladığı sözcüye isteklerini sıralamaya başlıyor.
İlk isteği
-”Bu uçağı bir an önce yapın, hemen gitmek istiyorum.”
İkinci olarak
- “Bu uçağı istemem firma hemen başka uçak göndersin.”
Sonra
- “Bu firmayı istemiyorum, paramızı iade edin, başka bir firmayla gideceğim.”
Daha sonra
- “Firma bileti iade etsin ücretsiz olarak bir başka firmadan şu an bir uçak ayarlasın.”
Sözcü patlıyor en sonunda bu taksi değil ki sana hemen bir tane çevireyim, uçak bu uçak diyor, provokatör abla kariyerinin doruklarından, gözünü kısıp cevap veriyor;
- “Bir u-çak is-ti-yor-um! Çok mu zor!?”
=)
Teknik ekip uçakta harıl harıl çalışır, provokatör abla hak arayışında gözünü kısıp isyanların doruklarına ulaşır, bilet kontrol için gönderilen zavallı kızlar ağlatılırken saat 20:05 civarında ekranlara uçağımızın saat 20:30 da kalkacağı bilgisi ulaşıyor. Provokatör abla avda olduğu için bunu büyük ihtimalle göremiyor ancak onun fikriyle uçağa binmeyecek olan kalabalık sırada bekleyenleri hiçe sayarak, sıra dinlemeden kapıya yığılıyor, hepsine hakkettikleri güzel sözcükleri içimden sıralıyorum.
Saat 21:30 civarı birinde provokatör ablanın da olay yerine gelip dahil olduğu bilet kontrolörü kızlarla geçen sayısız tartışmadan sonra firmanın yetkilisi sonunda teşrif ediyor, adam kelimenin tam anlamı ile yavşak…
Uçuşa uygundur raporu teknik ekipten ona ondan da Devlet Hava Meydanları’na iletildikten sonra uçağa alınacakmışız, kapının önündeki kalabalık yığılma noktasına ulaşıyor, onbeş dakika sonra rapor geliyor, yetkili abi raporu alıyor ve arkasındakileri kahkahalara boğan bir koşuş şekli ile raporu yetiştirmeye gidiyor.
İşte o sırada tüm bunlardan habersiz provokatör abla ve maiyeti olay yerine geliyor, suratında o pislik ifade ile kalabalığı ateşlemeye gelmiş, uçak kalktı kalkacak durumunda olduğu için kalabalık ona hiç itibar etmiyor; herkes ona sırt çevirmiş, öyle ki en son benim yanıma geliyor, sırtımı çeviriyorum, kolumdan tutup kendine çevirmeye çalışıyor, yüzüne bakmadan yetkilinin gittiği yönü göstererek onu arayıp da bulamadığı adama yönlendiriyorum, o ve maiyeti hemen koşar adım adamın peşinden gidiyor ve o yürüyen merdivende gözden kaybolduktan hemen sonra kapı açılıyor.
Saat 22:12
Uçak, o ve maiyeti olmadan havalanıyor, bayram arifesi; otobüslerde bile yer yok ve daha da önemlisi havaalanında artık kızgın bir kalabalık yok, sadece uçağı kaçırmış üç kişi var, biri yağlı iğrenç sarı saçlara sahip ve üçü de bayrama asla yetişemeyecek.
Bazen yetmiyor işte
Categories: Hayat
hatalar, ikiyüzlülük, kaybedenler, Saçma sapan şeyler, tiksinti



O kadının yaptığı illaki doğru değil ama hak yemişsin,o kadının parası gitmiş,belki sevdikleriyle bayram geçiremedi,nekadar haklı olsakta günah kadına… üzerinize hak geçmemesi için ben olsam giderim kadını araştırırım,bulurum,parasını geri ona verip özür dilerim,helalleşirim…
kedir adlı yorumcu son derece haklı, gidip bulmak lazım o kadını kimsenin hakkı kimsede kalmamalı.
Karşı tarafta ödeşiriz, sen o kısmını hiç düşünme.
sayın denemeci sayfanızın saati yanlış, düzeltmeniz temennisi ile bunu belirtmek istiyorum, hakkınız kalmasın sonra.
Saat uyarısı için sağol efendi, düzelttim. Saat konusunda hakkını yediklerimle de öbür dünyada ödeşeceğimize inanıyorum.
efendi demişsin bide adına..bu ülke sizin gibi kaynatanlar sayesinde böyle oldu,siz ancak ve ancak dalganızı geçin bakalım siz de bigün hayatın ne kadar gerçek olduğunu anlayacaksınız!!…ama ogün geç olacak…inançlarlada dalga geçmeye hakkınız yok!
Burada kimse kimsenin inancıyla dalga geçmiyor, haddini bil de konuş. Eğer üsluptan, anlatılanlardan, anlatılmak istenilenden rahatszsan sağ köşede bi yerde çarpı (x) göreceksin, sağlaksan farenin sol tuşu ile o çarpıya tıkla.
tıkladığında sağ üst köşedeki çarpıyı(x i) çok güzel şeyler oluyor kendir, tavsiye ederim. deneki hakkımız kalmasın üzerinde.
Bana bak Kedir, kendinle inanılmaz meşgul ettin beni, konuyu hiç olmayacak yerlere çektin durdun, bundan sonra bu tip yorumların sansürlenecek haberin olsun ayrıca insanlara da sataşmayı kes, bu ilk ve son uyarım, ona göre…
anlamadım
Anlamadığın nedir Eda?
Epey geçmiş üzerinden
Fakat son derece huzursuz olduğum konulardan birisi daha işte, bu tür durumlarda yapılacak en güzel şey
http://www.youtube.com/watch?v=O6Pi8F0ZqaU&feature=related
Böyle insanlardan çok var yeryüzünde, fakat bunlara haklısın deyip giden koyunlarda
çok, bu yüzden bir noktadan sonra her kez hak ettiğini yaşar/bulur diyorum.
Geçen tatil dönüşü havalimanında aklıma geldi provakatör abla, yine bir gülümse yayıldı yüzüme.
Aslında insanlar hak ettiklerini yaşamazlar, bunu onlara birinin yaşatması gerekir, ne yazık ki hiçbir şey kendiliğinden olmuyor.