Arşiv

Archive for Ekim, 2011

Rahatsız Edici Denemeci

Ekim 21, 2011 4 yorum

Son günlerde kafamı nereye çevirsem beni oldukça rahatsız eden şeyler görüyorum. Hatta kafamı çevirebileceğim bir alan kalmadı, kafamı gömecek toprak arıyorum.

Etrafımı ve dünyayı bir anda şiddet, vahşet ve kin kapladı. Televizyonun başına geçiyorum olmuyor, bilgisayarı açıyorum olmuyor, dışarı çıkıyorum olmuyor. İnsanların hepsi insan öldürme psikolojisi içinde. Üstelik hepsi haklı olduklarına sonuna kadar inanıyor.

Olay sadece Türkiye’de gerçekleşenlerle ilgili değil, daha bugün Kaddafi’nin videolarını izlemek zorunda kaldım. Uygulanan siyah  filtreler bile kan görmeme engel olmuyor. İnsanlığımı korumaya çabalayan biri olarak istemeden de olsa kaybedenlerin, ölenlerin, kanı akıtılanların da yerine koyuyorum kendimi. Saniye saniye ölüm korkusu yaşayan Kaddafi oluyorum önce, yada tezkeresine 50 gün kalan askerin yanında patlayan ilk roketle sıçrıyorum, bir başka asker olup siperime gömülüyor ve G3′e sarılırken geride bırakcağım insanları düşünüyorum  veya G3′ün namlusu son gördüğüm şey oluyor, 21′den biri oluyorum ve ben her seferinde ölüyorum.

Ölüyorum çünkü ölmek zorundayım. Ortada kandan beslenen bir çark var. En temeldeki adam bile kan sayesinde para kazanıyor. Şöyle örneklendireyim;

Sabah otobüse biniyorum ve İstanbul yoluna çıkıyorum, gariban adamın teki otobanda karşıdan karşıya geçmeye çalışıyor, yüzlerce bayrağı sırtlanmış gidiyor, o an yine şehit haberlerinin geleceğini anlıyorum. Yoksa o leş kargası o kadar bayrağı ne yapsın? Kızılay’a varıyorum, ondan önce varmış leş kargaları ortalığı panayıra çevirmiş, “gel vatandaş taze bunlaaaaar”  dercesine yırtına yırtına şehitler ölmez sloganı atıyorlar ama insanlar ölüyor.   Ölen insanlar olmasa bayrak satan o gariban belki de evden çıkmayacak ama insanlar ölünce çıkıp para kazababiliyor. Bir sürü liseli var, bayrak alıp sallayarak terörist öldürebileceğini sananlar var, bayrağı çok hızlı sallayıp kızarıncaya kadar bağırırsa ölenleri diriltebileceğini düşünenler var… Milliyetçi blokları falan hiç saymıyorum bile… Yada silah ve uyuşturucu satıcılarını, insan ve organ kaçakçılarını…

Durduk yerde türeyen bir başka çıkar grubu da sosyal medyada özellikle de Facebook ortamında kendini göstermeye başladı. Bunlar şehit haberleriyle birlikte belirli gün veya saat içinde çok yüksek sayıları hedeflediğini söyleyen gruplar, güncel bir örnek olarak;

“24 Şehidimizin Anısına 1 Saatte 24.000 kişi Oluruz”; “24 Şehidimizin Anısına 24 Satte 100.000 kişi Oluyoruz!”; “24 Şehidimiz için 1 Günde 24 Milyon Yürekli Arıyoruz”…

Hatta şöyle formülize edilebilir;

( n Şehit) Anısına/İçin/Hatrına (Şehit sayısı)/1/24 Saatte (Şehit sayısı)X10.000/100.000/1000.000 oluyoruz!

 Ne yazık ki bu tip sayfalar oldukça fazla abone toplayabiliyor, işin komik yanı bu tip sayfaların neredeyse tamamı her seferinde “face gençlik qoppXDD”; “faceqolik qomedi qopmak ğarantie ;) XDD” gibi sayfalara dönüşüyor ve şikayetler sonucu kapanıyorlar. Ancak her seferinde yukarıda yazdığım formül işe yarıyor; sayısı yüzleri aşan sayıda kişi bu sayfaları beğeniyor. 

Olayın içerdiği şiddet, bu şiddetten para ve ya çıkar sağlayan gruplar kadar rahatsız olduğum bir konu daha var.

Şövenizim

Bu video güncel değil ancak mantık olarak bugünkü olaylar için de aynı şeyleri yapacaklarını düşünüyorum. Daha bugün gördüğüm bir başka örnekte de yine taze kaşarlar var, Türk bayraklarına sarılmışlar, saçlar fönlü, etekler mini, arkalarında da enikler yürüyüşe gidiyorlar. Hepsi liseli. Kız ve erkek hepsi abaza. Ve kendilerine göre o kadar haklılar ki kızların ağzından  bile küfür biran olsun düşmüyor. Tabi bir de klasik şehitler ölmez sloganları falan…

Aslında kandan beslenen sistemin asıl koruyucuları şövenistlerdir, attıkları içi boş, klişe sloganlarla, öfkeleriyle, saldırganlıkları ve kin duygularıyla olmakta olanı kamufule ederler, işin trajik yanı ise  kamufule ettikleri o sistemin de ilk kullandığı yakıt olurlar. 

Oynanan oyun çok açık değil mi? Devletin istihbaratı var, uçakları var, insansız gözetleme aygıtları var, tankı var tüfeği var ve aylarca süren hazırlık ve eşgüdümle saldıran SBF’li Aponun kurduğu örgüt bu devletin ordusuna 24 şehit verdirebiliyor…

Yaşamını yitiren tüm kişilerin sevdiklerine sabır diliyorum, sağlığını yitirenler içinse, günün birinde ölmedikleri için pişman olacaklardır, biliyorum. 


Saç Telimde Yaşayan Maytlar

Ekim 9, 2011 Yorum yapın

Metroda eve dönüş yolundayım, aklımda sistemler var. İç içe çalışmakta olan makro ve mikro sistemler; evrende dolanan kuyruklu yıldız ya da  atomun  etrafındaki elektron… Avustralya’da şarkı yolunu izleyen bir aborjin veya ekmeğimin üzerinde bulanan bakteri… Referans noktasına göre herşey o kadar küçük ya da devasa olabiliyor ki… Aynı anda, tüm zıtlıklarıyla hemde…

Hayalimde ağır çekimde kafamdan yere bir saç telim düşüyor , koltuğun altındaki panelle zeminin buluştuğu o incecik aralığa giriyor, o karanlık noktada saç telinin üzerinde yaşayacak olan maytlar için o saç teli bir gezegen ve o karanlık boşluk ise evren. Zaman kavramı kendi organik boyutları ve fizyolojik de olsa bilinçleri düzeyinde göreceli. O küçücük kuytu köşede 10 yıl boyunca o saç telinde yaşadıklarını düşünüyorum. Hayal gücümü zorlayıp onlara insani özellikler atfediyorum, mesela 8. yıllarında ileri bir uygarlık kuruyorlar, “derin uzayı” araştırıp tanrı hakkında atıp tutuyorlar, belki bir süre sonra birbrileriyle savaşmaya; saçın en iyi bölgesinde yaşamak için birbirlerini katletmeye başlıyorlar. İhmal ve tasarım hatası sonucunda orada yaşayıp kendi uygarlıklarını kurdular.  Oysaki o zamana kadar sadece metroda seyahat eden unutulmuş canlılar onlar ve öyle de kalmaya devam edecekler.

Tıpkı bizler gibi…

Metroda, koltuklar ve zeminin birleştiği o küçücük karanlık noktada kendi evrenimizi gözetlemediğimize nasıl emin olabiliriz?

Olamayız.

Bilim ilerledikçe din geriliyor, bunu teist felsefe olarak da düşünebilirsiniz. Olaya felsefi yaklaşımlar açısından bakmak lazım, dediğim gibi, teizim bilim ilerledikçe geriliyor ancak ateizim de bilimin ilerlemesiyle doğru orantılı olarak gelişemiyor. Bana göre bilimin şu an elinden tuttuğu tek felsefi akım agnostisizmdir.

Birgün şehre sirk gelir, o zamana kadar o şehirde yaşayanlar ne sirk ne de içindeki hayvanları görmüştür. Sirk sahibi bir deney yapar, içinde fil olan zifiri karanlık  bir çadıra oradaki insanları sırayla sokar ve oradaki herkes çadıra girip çıktıktan sonra sirk sahibi çadırdaki mahlukatın tanımlamasını ister, kimisi filin hortumunu tuttuğu için fil uzun ve ve sert bir cisimdir der kimisi hayvanın kulaklarını okşamıştır ve fili yassı olarak tanımlar, kimisi filin dişlerine dokunabilmiştir ve fil iki tane boynuzdur der kimisi  ise fili çadırda bulamamış ve korkup bir köşeye saklanmıştır, dinlediği seslerden filin bir müzik aleti olduğunu idda eder, herkes kendi tanımının doğru olduğunu idda eder çünkü her biri gerçekten de fili kendi tecrübelerine göre algılamışlardır. Ancak görme duyuları açık olmadığından aslında her biri yanlış tanımlama yapıyordur. İşte bizim evren ve yaradılış hakkında yaşadığımız şey de tam olarak budur, bu anlamda agnostisizmi sadece dini anlamında değil daha çok incelemekle meşgul olduğumuz evren için söylemek gerek çünkü bizim bu konuda eksik olan algımız boyut kavramıdır. 

Videoda Doktor Kuantum 2 boyutlu bir evrende yaşayan “pacman”lerle etkiletişime ve iletişime geçiyor. Bence videodaki can alıcı noktalar;

  •  doktorun parmağını 2 boyutlu düzleme  soktuğunda pacmanlerin durup dururken büyüyen ve aniden  yok olan bir kesit görmeleri
  • pacmanlerin küp, küre, piramit gibi geometrik şekilleri algılayamayacak olması
  • konuştuğu pacman’in onu algılayamayıp ondan korkması
  • onu kasada ne var sorusuyla test edip kendisi için imkansız bir sorunun tam olarak cevaplanması ve bunun sonucunda doktorun hayalet sanılması
  • pacman’in 3. boyuta temsili çıkışı sırasında kendi evrenine bakıp hiç bilmiyordum demesi 

İşte benim agnostisizm görüşümün altında da tam olarak bu yatıyor, bence bizler de bu koca evrenin pacmanleriyiz. Olmakta olan şeyleri algılayabilmek ve anlayabilmek için yeterli boyut algısına sahip olmadığımıza inanıyorum. Çünkü bizler de kendimizce açıklayamadığımız onlarca olay yaşıyoruz, belirli bir şarlatan kitlesi var, bunun dışında kalan ve paranormal olaylar yaşayan insanların en azından yaşadıklarını idda ettikleri şeyleri, yaşadıklarına inanıyorum.

Yaşanılan paranormal olayların en azından büyük kısmının yukarıdaki pacmanler gibi boyut algımızın yetersizliğiyle ilgili olduğuna inanıyorum, ilerleyen bilim ile birlikte metafiziğin  fizikten o kadar da uzak olmadığına ve gittikçe aydınlanacağına inanıyorum. Bilinmeyenin bilimle ve bilinemeyeceğin asla bilinemeyeceğine inanıyorum

Tüm bunların dışında cennetteki 40 tane  huriye kavuşmak için  kendini pazar meydanlarında patlatıp, Steve Jobs’un cennete gitmeyeceğini düşünenlere inanamıyorum.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.