Saç Telimde Yaşayan Maytlar
Metroda eve dönüş yolundayım, aklımda sistemler var. İç içe çalışmakta olan makro ve mikro sistemler; evrende dolanan kuyruklu yıldız ya da atomun etrafındaki elektron… Avustralya’da şarkı yolunu izleyen bir aborjin veya ekmeğimin üzerinde bulanan bakteri… Referans noktasına göre herşey o kadar küçük ya da devasa olabiliyor ki… Aynı anda, tüm zıtlıklarıyla hemde…
Hayalimde ağır çekimde kafamdan yere bir saç telim düşüyor , koltuğun altındaki panelle zeminin buluştuğu o incecik aralığa giriyor, o karanlık noktada saç telinin üzerinde yaşayacak olan maytlar için o saç teli bir gezegen ve o karanlık boşluk ise evren. Zaman kavramı kendi organik boyutları ve fizyolojik de olsa bilinçleri düzeyinde göreceli. O küçücük kuytu köşede 10 yıl boyunca o saç telinde yaşadıklarını düşünüyorum. Hayal gücümü zorlayıp onlara insani özellikler atfediyorum, mesela 8. yıllarında ileri bir uygarlık kuruyorlar, “derin uzayı” araştırıp tanrı hakkında atıp tutuyorlar, belki bir süre sonra birbrileriyle savaşmaya; saçın en iyi bölgesinde yaşamak için birbirlerini katletmeye başlıyorlar. İhmal ve tasarım hatası sonucunda orada yaşayıp kendi uygarlıklarını kurdular. Oysaki o zamana kadar sadece metroda seyahat eden unutulmuş canlılar onlar ve öyle de kalmaya devam edecekler.
Tıpkı bizler gibi…
Metroda, koltuklar ve zeminin birleştiği o küçücük karanlık noktada kendi evrenimizi gözetlemediğimize nasıl emin olabiliriz?
Olamayız.
Bilim ilerledikçe din geriliyor, bunu teist felsefe olarak da düşünebilirsiniz. Olaya felsefi yaklaşımlar açısından bakmak lazım, dediğim gibi, teizim bilim ilerledikçe geriliyor ancak ateizim de bilimin ilerlemesiyle doğru orantılı olarak gelişemiyor. Bana göre bilimin şu an elinden tuttuğu tek felsefi akım agnostisizmdir.
Birgün şehre sirk gelir, o zamana kadar o şehirde yaşayanlar ne sirk ne de içindeki hayvanları görmüştür. Sirk sahibi bir deney yapar, içinde fil olan zifiri karanlık bir çadıra oradaki insanları sırayla sokar ve oradaki herkes çadıra girip çıktıktan sonra sirk sahibi çadırdaki mahlukatın tanımlamasını ister, kimisi filin hortumunu tuttuğu için fil uzun ve ve sert bir cisimdir der kimisi hayvanın kulaklarını okşamıştır ve fili yassı olarak tanımlar, kimisi filin dişlerine dokunabilmiştir ve fil iki tane boynuzdur der kimisi ise fili çadırda bulamamış ve korkup bir köşeye saklanmıştır, dinlediği seslerden filin bir müzik aleti olduğunu idda eder, herkes kendi tanımının doğru olduğunu idda eder çünkü her biri gerçekten de fili kendi tecrübelerine göre algılamışlardır. Ancak görme duyuları açık olmadığından aslında her biri yanlış tanımlama yapıyordur. İşte bizim evren ve yaradılış hakkında yaşadığımız şey de tam olarak budur, bu anlamda agnostisizmi sadece dini anlamında değil daha çok incelemekle meşgul olduğumuz evren için söylemek gerek çünkü bizim bu konuda eksik olan algımız boyut kavramıdır.
Videoda Doktor Kuantum 2 boyutlu bir evrende yaşayan “pacman”lerle etkiletişime ve iletişime geçiyor. Bence videodaki can alıcı noktalar;
- doktorun parmağını 2 boyutlu düzleme soktuğunda pacmanlerin durup dururken büyüyen ve aniden yok olan bir kesit görmeleri
- pacmanlerin küp, küre, piramit gibi geometrik şekilleri algılayamayacak olması
- konuştuğu pacman’in onu algılayamayıp ondan korkması
- onu kasada ne var sorusuyla test edip kendisi için imkansız bir sorunun tam olarak cevaplanması ve bunun sonucunda doktorun hayalet sanılması
- pacman’in 3. boyuta temsili çıkışı sırasında kendi evrenine bakıp hiç bilmiyordum demesi
İşte benim agnostisizm görüşümün altında da tam olarak bu yatıyor, bence bizler de bu koca evrenin pacmanleriyiz. Olmakta olan şeyleri algılayabilmek ve anlayabilmek için yeterli boyut algısına sahip olmadığımıza inanıyorum. Çünkü bizler de kendimizce açıklayamadığımız onlarca olay yaşıyoruz, belirli bir şarlatan kitlesi var, bunun dışında kalan ve paranormal olaylar yaşayan insanların en azından yaşadıklarını idda ettikleri şeyleri, yaşadıklarına inanıyorum.
Yaşanılan paranormal olayların en azından büyük kısmının yukarıdaki pacmanler gibi boyut algımızın yetersizliğiyle ilgili olduğuna inanıyorum, ilerleyen bilim ile birlikte metafiziğin fizikten o kadar da uzak olmadığına ve gittikçe aydınlanacağına inanıyorum. Bilinmeyenin bilimle ve bilinemeyeceğin asla bilinemeyeceğine inanıyorum
Tüm bunların dışında cennetteki 40 tane huriye kavuşmak için kendini pazar meydanlarında patlatıp, Steve Jobs’un cennete gitmeyeceğini düşünenlere inanamıyorum.




Son Yorumlar