Arşiv

Posts Tagged ‘aşk’

Ben Büyükken

Temmuz 31, 2010 2 yorum

“Çıkışta sen de bizimle yemeğe gelmek ister misin?”

“Olabilir…”?

Pişmanlığım daha o an kendini belli ettirdi,daha önce hiçbir davetlerini kabul etmemiştim,sevdiğim insanlar olsa da o kadar kızın arasında tek başıma ne yapacağımı bilmiyordum.

Çıktık.

Otobüste ilerlemeye,yer bulmaya çalışıyoruz,düşünmeden verdiğim cevaptan dolayı kendime kızgınım,yolculuk başlıyor,belirli duraklara varana kadar otobüs tıklım tıklım,içim içimi yiyor; teklifi kabul etmesem başka bir otobüsle yoluma gidecektim,oturarak.

“Ne işim var ki burada?

Otobüs ilerliyor,yol uzun,ben otobüsün varacağı ilk ana durağı bekliyorum,plan yapmışım,kapı açılıp ben aradan çıkarken hasta yalanlarından birini söyleyeceğim, o kalabalıkta kimse sorgulayamaz.

Otobüs hedefimdeki durağa yaklaşıyor,ben hafif hafif kapıya ilerliyorum,içerisi o kadar dolu ki biniş kapsının hemen önünde durabilmişim,sonunda duruyor  otobüs,orta kapı çok uzak,azimle hızlanmaya çalışıyorum,varmak üzereyim. Bahaneyi söyleyeceğim arkadaşa bakmak için kafayı kaldırıyorum,hiç beklemediğim bir kişi bizim kızlarla arka tarafta oturuyor,kalıyorum.

“O orada…”

O?

Uzunca bir süreden beri farkettirmeden takip ettiğim bir kız var;mevsim sonbaharken bir akşamüstü koridorda önümden geçmişti,güneş yandan profiline vuruyordu.

Saçları…

Işık saçlarına çarpıp yüzünü aydınlatıyordu,çarpan her ışık parça parça güneşi koridora saçıyordu,gölgesi olmuştum  kızın,merdivenlerde arkasından çıkıp kokusunu almaya çalışacak kadar…

Gel gör ki kızla tanışacak konuşacak bir ortamımız yoktu,3.sınıf numaralara da ben tenezzül etmedim,kaybetme riskini göze alamazdım,iyi ki de almamışım,O,bizim kız grubundan bir arkadaşın ikizinin yakın arkadaşı,şu an otobüste,ikizler ve grubun geri kalanıyla beraber. Davranışlarına,grubun içinde oturduğu yere bakılırsa bizimle yemeğe gelecek.

Otobüs bir süre daha gittikten sonra ineceğimiz durağa varıyor; yanılmamışım,otobüsten beraber iniyoruz,yanında ikizlerden biri var,grubun içindeki tek erkeğim,özellikle o beni hiç sallamıyor,yürüyoruz.

Aklımda türlü türlü planlar var,bir fırsat yakalamışım ancak korkuyorum;tanışmak için şansımı çok zorlarsam işler hiç beklenmedik şekilde kötü gidebilir,kız benden hiç hoşlanmaz,tüm şansım kaybolur hem de bir ay kadar sonra şehirden ayrılacağım,2 haftaya yakın orada olmayacağım,bugün birşeyleri doğru yapmalıyım,o yüzden sağlam bir yol çizip o yoldan gitmeliyim.

Ancak daha yemek yiyiceğimiz yere giderken bile durum içler acısı ben kız grubunun sonlarında ilerliyorum,ortada hararetle bişeyler konuşan kızlar var,en önde de Onlar yürüyor usulca. Uzaklar bana,adım adım umutsuzluğa kapılıyorum,bir başlangıç yapmalıyım,böyle hissediyorum.

Hızlanıyorum,kalabalığı yarıp Onlara yakın bir yere kadar ilerliyorum,şansa ikizlerden arkadaşım olan ve beni yemeğe davet eden kızlar oralarda.

” Bizi tanıştırmadınız,indiğimizdendir tek başıma arkada yürüyorum,zaten bizim kızlarla anlaşılmıyor(arkaya dönüp göz kırpıyorum),arkadaşların kim?”

Sesim yarı isyankar yarı şakacı çıkıyor,yüzümde de hafif bir tebessüm,gözlerimi beni çağıran kıza dikmişim,o dakikadan sonra tebbesümüm bir yere kadar büyüycek,o noktada sabit kalacak,gerilen yüz kaslarım bana gülümseyen bir yüz ifadesi kazandıracak üstelik sözde çattığım kaşlarımı da yumuşatacak,bu sayade çekik ve şişik gözlerimdeki sertlik azalacak,ablasına,annesine sitem eden küçük çocuk imajı…

Korkutmamak lazım.

Grup yavaşlayıp duruyor,büyük bir çark sisteminde dişlilerin arasına levye sokmuş gibi hissediyorum,kafalar bana dönüyor,O ilk defa bana bakıyor,anlaşılan tanışmadan,tanıştırılmadan yürüdüğü için O da rahatsız,bana bakışında bundan kurtulmanın verdiği rahatlığı görüyorum ve gülümsüyor. =)

İsimlerimiz söylenip tanıştırılıyoruz,el sıkışıyoruz,yürüyüşünden de anlaşıldığı üzere kendine güvenen biri,elimi tam kararında sıkıyor,aynı güvende ben de karşılık veriyorum,ne çok sıkı ne çok yumuşak…

Tekrar yürümeye koyuluyoruz,bu defa ben,bizim kızların ve Onların oluşturuduğu grubun ortalarındayım,arkalardan kurtuldum,yakaladığım avantajlı pozisyonu kaybetmeye hiç niyetim yok,iletişim devam etmeli;

Arkadaşlar nerelesiniz?

Belli ki O aslında buralı değil,çıkık elmacık kemikleri,geniş çenesi ve yüz siması,yeşille ela arasında gidip gelen gözleri,biçimli,incecik,açık renk kaşları,çok geniş olmayan düz alnı,kumral saçları ve pürüzsüz bembeyaz teni ile belli ki O’nda göçmenlik var,anlatmasını bekliyorum,cümleye tebessümle başlıyor;

“Aslında annemler Yugoslav göçmeni,annem 2 yaşındayken gelmişler Türkiye’ye,son göçmenlerdenmiş onlar,babam buralı,çok fazla tayinimiz çıktı,çok gezdik,o yüzden nereliyim tam bilemiyorum:)” =)

O’na bukadar düşünüldüğünü belli etmemeliyim,şaşırmış numarası yapıyorum;

“Öyle miii? Demek muacirsiniz,şu an nerede anneannenler?”

“Falan filan fişmekan yerde,sen nerelisin?”

Aynı durum bende de var,nereli olduğumu kestiremiyeceğim kadar karışık iş,tebessümle ben de durumumu anlatıyorum,cümlenin sonunda ikimiz de gülümsüyoruz,daha ilk diyalogda ortak bir nokta yakaladım,gerçekten hem de…

Restauranta giriyoruz,kalabalık bir grubuz,büyük masaya bir masa daha birleştirelim diyoruz ancak daha gelecekler var,onlar gelene kadar masalara bölüşüyoruz,iyi ki sohbet açmışım,ikizlerden O’nun arkadaşı olan,O,ben ve yanımızda bir kız daha aralarda bir masaya oturuyoruz.

O tam karşımda.

Biliyorum bu günden sonra bir daha bu kadar başbaşa kalmamız imkansız,ne yapacaksam bugün yapacağım,kısa ve öz bir plan yapıyorum kafamda,O aklı başında bir kız,görünüşü de konuşması da bunu destekliyor yani ilk günden aşık olmaz bana,geçtim aşkı hoşlanma durumu bile söz konusu olmaz ancak O’nu etkileyebilirim işte planım bu;bugünden sonra konuşamıyacağız hatta ben gideceğim bir süreliğene ama bugün ne yapıp edip aklında kalacağım.

Göçmenlik mevzusundan devam ediyorum.

“Tanıdığım birkaç muacir arkadaşım var,buraya geldiklerinde çok zorlanmışlar,para yok,dil bilmezler,yer yurt yabancı,eskiler çok azimli insanlarmış.”

“Evet,anneannemler de çok zorlanmışlar,o kadar çocuk,alıp başlarını gelmişler,gelmek zorunda kalmışlar.”

Ve sohbet bu şekilde sürüp gidiyor,arada zırt bir kızın masamıza gelip zaman işgali dışında bir sorun yaşamıyoruz,kalkıp gittikten sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Sanat,siyaset,bilim,spor çevresinde döndüğümüz ana konular,O düşündüğümden ve umduğumdan da entellektüel,gittikçe daha çok kaptırıyorum kendimi O’na,zihnimin kapılarını tamamen açmış,en güzel şeyleri sunuyorum,O ve masadakiler bana odaklanmış,ben ise O’na… Gözlerini bana dikmiş beni dinliyor.

Gözleri…

O’nu ilk defa bu kadar yakından ve detaylı inceleme fırsatı yakalıyorum,gözleri,yüz hattı,bakışı,duruşu kedi gibi,O’na baktıkça karşımda bir Elf varmış gibi hissediyorum. =)

Masada sadece biz varmışız gibi sadece biz konuşuyoruz,gözgöze,bir an bile kontak kopsa hemen yeniden kuruluyor,sanırım istediğimi elde ettim,O’nun ilgisini çektim ve beni farklı buldu,üstelik göz temasından anladığım kadarıyla O’nu etkiledim de.

Diğer arkadaşlar geliyor,masaları birleştiriyoruz,bana ayrılan sürenin sonuna geldik,tahmin ettiğim gibi masalar birleştirildikten sonra neredeyse hiç konuşamıyoruz,ben gerekmedikçe birşey söylemiyorum O ise hep dinliyor.

O günün akşamı,yatağıma giriyorum erkenden,O’ndan ayrıldıktan sonra yapmaya başladığım şeyi defalarca yapıyorum,tekrar tekrar o anları düşünüyorum,yazdığım yazıyı kontrol etmek gibi,tekrar tekrar üstünden geçiyorum,bir hata,eksiklik var mı?

Nasıl daha iyi olabilirdi? Evet sürekli bunu düşünüyorum,keşke daha iyi olsaydı,keşke şunu şöyle söyleseydim,üzerinde bukadar düşündüğüm şey bir yazım olsa sanırım o keşkelerle baştan yazılırdı.

Günler geçiyor,arada koridorda sabah karşılaşmamız dışında hiç görüşemiyoruz,orada karşılaştığımızda da ben son derece soğuk bir ifade ile günaydın diyorum,gören ondan nefret ediyorum sanır.

Bu durum böyle devam ederken ikizlerin doğum günü dışında pek birşey olmuyor,ikizlerin doğum gününde de O,ikizlerden birinin doğum gününü kutlamaya geliyor,o sırada öpüşüyoruz.

Bir şekilde onunla etkileşime geçmeliyim ama nasıl? Düşünmekten başım ağrıyor artık,bulamıyorum,en sonunda aklıma bişey düşüyor.

Gideceğim gün ortak arkadaşımızdan rica ediyorum;

“O’nunla görüşemedim,bugün gidiyorum,dönmeme ihtimalim var,telefon numarasını ondan isteyerek bana verirsen en azından bir elveda diyebilirim,lütfen iste.”

Bavulları toplayıp havaalanına gidiyorum,elim sürekli telefonda,en sonunda bir mesaj düşüyor,evet numarasını vermiş.

Uçağı bineceğim için mesaj atamıyorum.

Yolculuk bitiyor,ailemle zaman geçiriyorum,özlemişler beni,ben de onları ancak aklım mesajda,izin istiyorum ve bir odaya çekiliyorum,başlıyorum mesajı yazmaya,onlarca değiştirmeden sonra elim,parmaklarım titreyerk basıyorum gönder tuşuna,gidiyor.

Cevap yok. Ciddi ciddi cevap yok yani 3-5 dk değil,gelmiyor. Nasıl bir çaresizlik,nasıl bir pişmanlık olduğunu anlatamam.

“Ne olurdu mesaj atmasan? “

Aradan 1 saatten  fazla zaman geçiyor,ben umudumu kaybetmişken mesaj geliyor,o saatten sonra birbirimize açılmamız 1 günü buluyor.

Bu noktadan sonrasını çok düşündüm,onlarca kez giriş yaptım,yüzlerce kelime yazıp kaldırdım ve anladım ki birebir mesajları buraya koymadığım sürece yaşadıklarımızı,hissettiklerimizi anlatmanın hiçbir yolu yok ancak şunu söyleyebilirim,ben o şehre,O’nun yanına döndüğümde,sevgili olarak görüştüğümüz o ilk sabahta toklaşmadık,bomboş sokakta birbirmize sarılıp öylece kaldık.

Categories: Hayat Etiketler:, ,

Ben Küçükken

Temmuz 21, 2010 Yorum yapın

Küçüktüm ve yazdı.

Tahminen 8-9 yaşlarımda idim,bir kız vardı ileriki mahallede,adı Gizemdi,çocukça bir şekilde aşık olmuştuk birbirimize,yaptığımız tek şey birbirimizden hoşlandığımızı bilmekti,çocuktuk daha ama seviyorduk birbirimizi. Ben onların oturuğu binanın önünden geçerdim gün boyunca,pek inemezdi aşağıya,belki pencereye çıkar da hem görür hem de gösteririm kendimi diye,çıkmazdı. Binanın arkasındaki bahçede otururdum gün boyunca,arkadaşlarımı çağırır top oynardık,bağıra çağıra,kendimi paralayarak oynardım,belki bi bakar da görür diye,birkaç kere bakmışlığı vardı arka bahçede,balkondan,kafasını uzatıp,kaçamak şekilde.

O zamanlar üzerinde çeşitli temaların olduğu kartlar vardı,marketten,kırtasiyeden gidip kalpli,aşklı,meşkli olanlarından alırdım,ortak arkadaşlarımız vasıtası ile ona verirdim sanırım çok mutlu olurdu. Gel gör ki zaten aşağı pek inemeyen bu kızcağız verdiğim birkaç kartın yakalanmasıyla hiç inemez olmuştu. Annesi de babası da ona çok kızmıştı,bunları kızkardeşinden öğreniyordum. Ona getirilen bu yasakla birlikte ben artık devriye geziyordum evlerinin önünde,sabah bikaç lokma atıştırıp onların binasının önüne koşuyordum,öğlen yemeğini pas geçiyordum,arkadaşlarım indikçe ara sıra oyun oynuyordum ancak gözüm pencerede,en ufak seste dönüyordum,gün sonunda akşam annem binadan birileri ile beni çağırtıncaya kadar da devriyeme devam ediyordum.

Pencereye ya da balkona hiç çıkmadı.

Bir gece,İstanbul’dan gelen kuzenimle,onun getirdiği kaykay üzerinde durmaya,ilerlemeye falan çalışıyoruz,işi az çok kapmışız mesela yokuş aşağı iniyoruz;tabi indiğim yokuş O’nun oturuduğu binanın karşısındaki yokuş,in çık in çık,hani belki çıkar ya pencereye,o mesele,gidip geliyoruz. Bir ara balkonun perdesi oynamaya başlıyor,indiriyorum kaymakta olan kuzenimi,apar topar kaykayı yerden alıp,yere yakın bir açıyla tepeye koşmaya başlıyorum,heyecanla kaykayı yere bırakıp üzerine atlıyorum ve ne göreyim?! O balkonda! İki hamlede hızlanıyorum yokuş aşağı,gözüm balkonda,o da bana bakıyor,evet ama evleri üst katlarda tam seçemiyorum suratındaki ifadeyi,iniyorum hız kazanarak veee tüm gece planladığım şekilde en yüksek hızına ulaşmışken kaykay,avazım çıktığı kadar bağırıyorum; “GİZEEEEEEEM,SENİ ÇOK SEVİYORUUUUUUM!!!”

Balkonda bi telaş başlıyor,içeri fırlayıp gözden kayboluyor,perde açılmadan kapı kapatılıyor,yüzümde bi gülümseme,etki yaratmışım üstelik de düşmemişim yere,havam da olmuş kuzenime,iniyorum kaykaydan ama bişeyler ters gitmiş sanki,kuzenim gülmüyor,binanın önünde yüzü solmuş. “Olum sanki Gizem değildi o” diyor. “Olamaz! Gizem’in beyaz,fırfırlı,efil efil garip bi tişörtü var,onu giymişti yine,oydu!” diyorum. O an tek endişem; “O değilse boşa gitti o kadar şov” oluyor. Oyunu kesip eve gidiyorum,mutlu mesut uyuyorum.

Öbürgün kızkardeşi beni görünce bana doğru hızlıca koşuyor,suratında meymenetsiz bi ifade,zaten ilk günden sevmezdi beni,varıyor yanıma,bikaç saniye bütün o meymentsizliği ile suratıma bakıyor.

“Ne var?!”

“Sen salak mısın Ali abiii? Dün teyzem balkona sigara içmek için çıktığında “GİZEEEEEEEM,SENİ ÇOK SEVİYORUUUUUUM!!!” diye bağırmışsın ona kaykaydan,babam duyup da gelecek diye korkudan zor atmış kendini eve,dua et babam duymadı,seni çok pis döverdi!”

diyor ve cevabımı beklemeden arkasını dönüp bu defa sakin sakin gidiyor.

Tişört?

Üzerine bulduğu ilk şeyi askılı atletin üzerine geçirip sigara ihtiyacını gidermeye çıkmış kadın o sırada ben gelmişim kaykayımla,ilanı-ı aşkı etmeye başladıktan sonra kadın,adı geçen Gizem’in yeğeni olduğunu ve ona bağırdığımı anlıyor,sigara bi tarafa o bi tarafa eve atıyor kendini hemen,sıkıca kapatıyor kapıyı,enişte duyarsa felaket!

Hemen döndüm eve gittim,olur ya teyzesi,annesi çıkar da kızar,bişey der diye,2 gün uğramadım evlerinin önüne. Arkadaşlarıma soruyorum,çıkıyor mu diye,çıkmamış.

Zaman ilerliyor,geliyoruz yazın ortalarına,herzamanki gibi binalarının önünde uzunca bir süre bekledikten sonra,birkaç arkadaşım da inmeye başlamışken o da iniyor! Usulca binadan çıkıyor,kapıyı arkasını dönerek yavaşça kapatıyor,dönüyor,benim gözüm onda ama o bana bakmıyor,hızlanarak kız arkadaşlarının olduğu tarafa gidiyor,gruba ulaşıyor,arkası bana dönük,gözler hem onda hem bende,arkadaşları onu dinliyor ama arada bana kaçamak bakışlar atıyorlar,izliyorum. Sonra kızlar bişeyler anlatmaya başlıyor ona,kısa sürüyor bu kısım,dönüp arkasını gitmeye başlıyor,arkasından bir adım atıyorum,annesi geliyor aklıma,göz ucuyla tepeye bakıyorum,orada,duruyorum. Binanın kapsını kapattığı gibi usulca açıyor,binaya giriyor ve yine arkasını dönüp kapıyı üzerine çekiyor,bana bakıyor o sırada,yüzünde garip bir tebessüm,üzerinde hüzün de var,sonunda görmüşüm,dünya yıkılsa umrumda değil,o arkasını dönüp gitmeye başlıyor,ben o sahneyi tekrar tekrar yaşıyorum.

Kızlar yanıma gelmiş,bana bakıyorar,hiç birinde ses yok.

“Ne var?!”

diyorum,susmalarına kızarak.

“Tatile gideceklermiş yarın,haber vermemizi istedi,annesi balkonda olacağından kendisi söyleyememiş.”

Hüzün bu sebeptenmiş.

“Başka?”

“Bide seni çok sevdiğini söyledi.”

diyorlar,yüzlerinde salakça bir sırıtışla.

“Tamam.”

Sevincimi kendime saklıyorum,onlardan uzaklaşıp tek başıma kaldığımda görüntüsünü,sesini,iletilenleri birleştiriyorum,mutluluğumu hiç kimse tahmin edemez.

Öbürgün bu defa hiçbir şey yemeden çıkıyorum evden,oraya koşuyorum,çok şükür gitmemişler,araba yerinde. Aradan zaman geçiyor,babası iniyor arabaya valizleri koymaya,sonra kızkardeşi sonra annesi ve en son o iniyor elinde birkaç parça birşeyle,başında hasır bir şapka,gözlüğü de var üstelik,üzerinde o efil efil tişört,tatil yerine ulaşmadan oraya varmış gibi.

Babayı görmemle ben uzakta bir yere pusuyorum,orada olan herkes ile teker teker vedalaşıyorlar ama ağırdan alıyor o,gözü beni arıyor sanki,tam kızlardan biriyle öpüşürken kız yerimi fısıldıyor ona,direk bakıyor,gülümsüyorum,o da gülümsüyor,vedalaşmış oluyoruz.

14.gün. Geldiklerini arkadaşım nefes nefese bana haber veriyor,ayakkabılarımı silip fırlıyorum yola! Evet,sokak ortasında oynuyor arkadaşlarıyla,arkası bana dönük,ne hayaller kurmuşum bu anla ilgili,balkon-pencere kontrolü yapıyorum kısa bir an,hayallarimi gerçekleştirmeye gidiyorum onun arkasından,ellerimle gözlerini kapatıyorm.

“Bil bakalım ben kimim?”

“Sapık?”???

Herkes basıyor kahkayı. Ve dönüyor bana,planda ona sarılacam falan ama hiç oralı değil,yüzünde küçümseyici bir ifadeyle sırıtıyor ve sadece bakıyor,kalıyorum öylece.

“Nasılsın?”

diyebiliyorum o durumdan kurtulmak için,zorlukla.

“İyiyim,sen?”

diyor,alaycı bir ifadeyle.

“İyiii”

“İyii o zaman,hadi gezelim arkadaşlarımızla” diyor. Çoluk çocuk başlıyoruz gezmeye,ayrı uçlarda duruyoruz ve o sürekli anlatıyor tatilde yaptıklarını; “Orada bira içtim,gece kumsalda oturduk,gitar çaldılar,feribota bindik,şu adaya,bu kaleye gittik,otel şöyledi,havuz böyleydi…” anlatıyor sürekli.

“Sitiv’den de bahsetsene.” diyor ortamdaki ezik kızlardan biri.

“Hani şu İngilizce kitabındaki Steave’den mi? Erkek olan!” diyorum içimden,kafamı ona çeviriyorum,tüm kafalar bana çoktan çevrilmişken.

“Ya bi Sitiv vardı,onunla sadece İngilizce konuştuk,bide bira içtik,demiştim ya hani bira içtik,anlattım ya işte,bişey sakladığım yok.” diyor.

“Ulan velet senin yaşın kaç da bira içiyorsun ve elin ecnebisiysle İngilizce ne konuşuyorusun üstelik bira içtiğini söyledin sadece,neredeydi Sitiv?! ” diyemiyorum,demeyi geçtim,aklıma bile gelmiyor,anlatmıştım demesiyle süt iman oluyor heryer sakladığı bişey yok,hala beni seviyor,o iyi bir kız.

Tatilden döndükten sonra yasak biraz gevşemiş,arada,akşamüstleri akşam 7′ye kadar inebiliyor artık,çocukça oyunlar oynuyoruz tüm arkadaş grubuyla,şişe çevirmece,dansa davet,saklanbaç favori oyunlarımız,mesela saklanbaçta ebe oldurmuyorlar bizi,hep aynı yere saklanıyoruz,artık çocukluk mu diyim,saflık mı hiçbirşey yapmıyoruz,ne elini tutuyorm ne öpüyorum,birbirimize bakıyoruz sadece,arada onu sevdiğimi söylüyorum,gülümsüyor,o da fısıldıyor bir kaç kelime ya da dansa davette olur ya annesi görür diye hiç onu dansa kaldırmıyorum,kimseyi kaldırmıyorum,onu da kimse kaldırmıyor,herkes dans ederken sadece ikimiz oturuyoruz.

Aradan zaman geçti,gün geldi taşınacakları haberi yayıldı,çok geçmeden doğru olduğunu ondan öğrendim,evet gideceklerdi,o an ne yapacağımı bilemeden,sustum sadece,yüzüm düştü,o da üzülüyordu,ne yapacağımızı bilemez haldeydik. Sarıldık birbirimize,bu ilk ve son sarılmamızdı,el ele gezdik o akşam,o da ilk ve son olacaktı,ellerimiz terden sırılsıklam,hiç bırakmadan gezdik saatlerce ve biz daha küçücüktük.

Gittiler.

Aradan 1 ay geçmeden haber geldi,artık beni sevmiyormuş.

İnanmadım.=)

Sonra bir gece eş dost ziyaretine geldiler şansa oralarada oynuyordum,eski binalarına girdik,merdivenlere oturdum,o ayakta,gayet rahat;

“Ben artık senden hoşlanmıyorum.” dedi.

ÇAT! Binanın lambası söndü. Uzanıp açtım.

“Başka biri var artık sevdiğim,zaten yaşadıklarımız çok çocukçaydı,kendine iyi bak…”

Döndü arkasını,kapıyı açtı ve hiç de usulca kapatmadı,büyük adımlarla ilerledi.

Binanın lambası söndü,açmadım ve ben daha 8-9 yaşlarındaydım.

Categories: Hayat Etiketler:, ,
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.