Üretken Bir Yaşam Biçimi
Geçenlerde bilgisayarın başına oturmuş sekmeden sekmeye atlarken, aslında değer verdiğim bir arkadaşım yanıma geldi, ekranı göz ucuyla inceledi sonra gayet içten bir şekilde “naptığımı” sordu. İşin başında çeviri ile uğraşıyordum, sonrasında Debconf bildirilerini aramaya başlamıştım, ne ara açtığımı hatırlamasam da ara ara forumun birinde, bir arkadaşın açtığı konuya bakıyordum, bir yandan da launchpad’de açtığım ve bir Yunanlı’nın cevapladığı kendi hata kaydımı inceliyordum.(Saat farkının çok az olması açısından olay neredeyse eşzamanlı gerçekleşiyordu, milliyeti bu sebepten dolayı yazdım.) Kafamın bir köşesinde ise teknogirişim başvurularını kaçırmama hayıflanıyordum.
Kafamı kaldırdım ve arkadaşıma baktım, o an çok çaresiz göründüğümü hissettim çünkü ona olmakta olan bu kadar şey arasından ne diyeceğimi seçememiştim. Yaşıyorum diye geçiştirdim.
Güldü ve yanıma oturdu, tam olarak istediği cevabı alamamıştı, arada yazıdğım birkaç uçbirim koduna bakıyordu. Uçbirimdeki birkaç kod atraksiyonu bile insanları meraklandırmaya yetiyor.
“Bütün bunlar nedir? Sen ne yapıyorsun allaşkına?”
Neden uçbirimde çalıştığımı anlatmak için ona kıyısından köşesinden GNU/Linux anlattım, ben anlatırken o hiç konuşmadı. Sonraki cümlesi gerçekten çok vurucu oldu;
“Neden sen de normal insanlar gibi feyste takılmıyorsun ki?”
İncelemeye değer bir cümle. O arkadaşım aslında toplum normlarını hem sosyo-kültürel hem de ekonomik olarak yanıstan biridir, demek ki toplum bazında normal olmanın standartlarından biri feyse takılmaktır.
“İnsanların yaptıkları şeyler o kadar da ilgimi çekmiyor, hem bir sahne üzerindeymiş gibi yapay davranışlar sinirimi bozuyor” dedim.
“Ama feys’e takılmak insanları üretkenleştiriyor, sürekli resim, müzik, yazı paylaşıyorlar” dedi.
O an farkettim, aslında o haklıydı, ben yeterince üretken değildim.
Aslında şu an olduğumdan çok daha üretken bir hayatım olabilir. İngilizcemi geliştirebilirim, Python’a daha çok vakit ayırabilirim, veritabanı kavramına çok daha fazla ilgi gösterebilirim, CSS’in üzerine iyice düşebilirim, forumlarda daha fazla sorun başlığını yanıtlayabilirim, bloga daha çok yazı girebilirim, daha fazla çeviri yapıp daha çok insanın kendi dilinde yazı okuyabilmesini sağlayabilirim. Ve bunları özel hayatımdan çalmadan ve de özel hayatımda daha verimli olarak yapabilirim.
Evet, tüm bunları yapabilirim ama yapamam çünkü üretken bir yaşam biçimim yok. Bu bakış açısına göre yaşamıyorum, toplum bana bunu hiç aşılamadı, bense şu ana kadar bunun eksikliğini hiç hissetmedim. Ben de toplumun bana öğrettiği gibi karanlığa küfrederek kendimi üretken saydım, yabancıların büyük özveri ve planlamalarla başardıkları işleri kıskandım. Toplumun bana aşıladğı bu bakış açısı mükemmelliyetçiliği de içeriyordu; eline mum almaya yeltenenleri ise acıyarak izledim.
Mükemmelliyetçilik virüsünün beni ne kadar yorduğunu anladım. Yukarıda saydığım her bir konudan nasıl süre çaldğını farkettim. Ürettiğimden çok daha fazla nasıl tükettiğimi anladım.
“Haklısın!” dediğimde arkadaşlım önce şaşırdı, sonra onu geçiştiriğimi düşündü, bunun olmadığını anlayınca gülümsedi, haklı olmak hoşuna gitmişti.
Bugün e-postamı açtığımda Facebook’dan gelen mesajlardan bir tanesi de ona aitti, hesabıma otomatik giriş yaptım ve mesajını okudum;
“Hala bi resim müzik falan paylaşmamışsın!:)) sanırım sen bu üretken olmayı anlayamamışsın:pp
“




Son Yorumlar